Hiç Böyle Bir Hayat Sigortası Duydunuz mu???

Mart ayını hoax oyununa ayırmaya karar verdim. Nisan'da dönme ihtimali ile ilgili duyumlar da sık sık kulağımıza çalındığına göre, Mart'ı bu işlere ayrımakta sakınca yok sanırım...

Haberler gitttikçe tuhaflaşıyor mu bana mı öyle geliyor yoksa? Sular bulanmadan durulmaz demiş ya atalarımız, bu bulanıklık bu yüzden mi? O zaman durulması da yakın demektir!!!

Neyse, konumuza geri dönelim. Evet, böyle komik hayat sigortası olur mu???

İleri derece bir believer dostumun katkılarıyla öğrendik ki;

Michael'ın hayat sigortası poliçeleri için 3 milyon dolar ödenmiş, komik olan bu değil komik olan şu: Michael'ın hayat sigortası overdose'u da kapsıyor!!! Yani doz aşımından ölümü de kapsıyor!!! Hangi sigorta şirketi böyle bir anlaşma yapar? Sanki bir ilaç bağımlısı "benim aşırı dozdan ölme ihtimalim olabilir, bana overdose sigorta yapın" demiş gibi. Bunu kabul edecek bir sigorta şirketi varsa bana da gösterin, çok merak ettim...

Bu linkte Michael öldüğünde, Randy Philips'in yaptığı açıklamayı yazıyor, diyor ki overdosedan ölümü de kapsayan 17,5 milyon dolarlık bir hayat sigortası poliçesi varmış.
Michael Jackson's Life Insurance to Pay Out $3 Million / tıkla...

Burda da aslında poliçenin yaklaşık 20 milyon dolar ettiğini ama McClain ve Branca'nın anlaşmayı sonlandırmak için çok acele ettiğini ve 3 milyon dolar almaya razı olduklarını yazıyor, görünüşe göre tam da zamanında yapmışlar çünkü Michael'ın ölüm raporunda poliçede olmayan bazı ilaçlar da bulunduğundan hiçbirşey de alamayabilirlermiş.
John Branca and John McClain said / tıkla...

Nasıl bir hayat sigortası overdose'u kapsar? Bu nasıl bir haberdir, biri beni aydınlatsın!!!

Teoriden Daha Fazlası!!!

Pekala, burası bir hoaxdeath blogu değil dedik lakin bir believer blogu, dolayısıyla anılardan daha fazlasını paylaşma hakkımı kullanıyorum...

Öncelikle yeniden belirtmeliyim ki bu bir ıspat ya da bir delil değil, bu sadece bir teori ama sizi temin ederim ki teoriden fazlası... Bu, gerçeğe en çok yaklaşabildiğimiz anın hikayesi, bu daha çok Michael'ı anlayabilme çabası, bu belki de en çok son 8 aya anlam yükleyebilme gayreti...

Bu uzun bir metin, okumak bir hayli vaktinizi alabilir, o yüzdendir ki okumaya başlamadan önce çayınızı, sigaranızı yanınıza alın...

Bu, Michael'ın ölmediğine yürekten inanların yürekten çabasıyla oluşturulmuş bir teori ama dedim ya aslında bir teoriden fazlası, bu gerçeğe en çok yaklaşabildiğimiz anın hikayesi... Çeviri ve düşünce sahiplerinin, ipucu avcılarının isimleri deşifre edilmeyecek fakat bilinsin ki; bu bir avuç insanın sonsuz emek ve çabalarının sonucudur...

Başlıyoruz, ilk adımımız Illuminati ve Michael Jackson arasındaki münasebetlere ışık tutan bir video (Türkçe alt yazılıdır);



Videoda bahsi geçen Michael'ın Londra'da yaptığı Sony konuşmasının tamamını dinlemek isterseniz o da var, üstelik Türkçe alt yazılı...
Sony Speech London için tıkla...

Konuya yani teoriye geri dönersek; bu noktada farkediyoruz ki Michael bir zamanlar müthiş bir baskıya maruz kalmış olmalı. İlk olarak ben çeviriden bir kaç satır alıntı yaparak başlamak istiyorum;

Michael Jackson ve bütün popüler şarkıcılar müzik endüstrisinde neler olduğunu çok iyi biliyor. Michael'ın şeytani ritüellerin bir parçası olması bile ayarlanmıştı.

Şimdi düşünüyorum... Bu kaçışın çok önceden planlandığını düşünüyorum, aklım çeliniyor yeniden ama tam olarak bir kaçış planı gibi değil de bir alternatif plan olarak her zaman kenarda durduğunu düşünüyorum. Yani kaçış bir anlamda B planıydı. Beat It'in tersinde satanic (şeytani) söylemler olduğunu duyduğumuzda hepimiz şaşırmıştık. Michael'a konduramadık doğal olarak ama Beat It'in tersinde şeytani söylemler olduğu gerçeği de inkar edilecek gibi değil.

Hemen ilgili kaynağı da paylaşalım;
Beat It backmasked için tıkla...

Bu noktadan sonra zihnimde; "Michael'ın şeytani ritüellerin bir parçası olması bile ayarlanmıştı" kısmı netleşiyor, evet muhtemelen ayarlanmıştı ve Beat It'de de bu yapıldı, kimbilir sonrasında daha neler yapması istendi ve ne baskılara maruz kaldı. Michael en başından beri bu günlerin geleceğini, bir gün ciddi şekilde tehdit edileceğini biliyordu. Ve bir B planı her zaman kenarda duruyordu. Direnebildiğin yere kadar diren, tıkandığın noktada oyununu oyna BAM... Thriller'dan sonraki albümlerde "mesaj mı acaba" dediğimiz sözlerin, söylemlerin ortaya çıkması veya şimdi keşfediliyor olması da olağan oluyor bu durumda. Demek Michael neredeyse 30 yıldır baskı ve tehdit altındaydı ama burnunun dikine gitmeye direnmekten de hiç vazgeçmedi.

Jam'in sözlerinde bile benden yardım falan istemeyin kardeşlerim, sistem tarafından koşullandırıldım demesi veya direkt TDCAU'ın sözleri, Bad'den Dangerous'a kadar herşey bir meydan okumadan ibaret. Kayışın koptuğu an da Invincible olsa gerek... Michael'ın Thriller'dan sonra yaptığı herşey incelenmeli o halde çünkü Thriller çıkış yaptığı an ve bazıları tarafından en çok ele geçirilmek istendiği an. Sonrası MJ ve onlar arasındaki soğuk savaş, Michael'ı bugünlere getiren çok soğuk bir savaş hem de...

Thriller'da az da olsa istediklerini yaptıranlar sonrasında MJ'a istedikleri hiç bir şeyi yaptıramadılar, sonra da olanlar oldu işte... diyerek şahsi fikrimi belirttikten sonra hoax camiasının en esaslı believerlarından birinin konu ile ilgili düşüncelerini aktarmak istiyorum;

"Nihayet olaylar en başından beri düşündüğüm ve tahmin ettiğim noktaya geldi. Üzgünüm ama böyle söylemek zorundayım ukalalık olarak algılamayın lütfen.

Söylemek istediğim başka şeyler de var, önceden söylediklerimin üstüne daha acımasızca gitmek istiyorum.

Another Part Of Me'yi hepimiz biliyoruz, bu şarkıdan ben daha önce bahsetmiştim ve şarkının sözlerine baktığımızda hiçte hoş olmayan bazı mesajlar içerdiği üzerine konuşmalar yapmıştık.

Bizim gibi sömürge olmuş toplumlarda -ki sömürgeciliğin amacı budur, tek amacı- tüketim ön plandadır önümüze konan her şeyi bir çırpıda yeyip bitiririz, gözümüzle görebildiğimiz kulağımızla duyabildiğimiz, elimizle dokunabildiğimiz bütün nesneler bizim için sadece ve sadece tüketim aracıdır aslında, hatta bu araçlardan bazılarına 'sevgi' adını verip O'nu da acımasızca tüketiriz.
Bizler üretmeye değil sadece tüketmeye koşullandırıldık yıllarca. Neden... çünki bizde yetenek yoktur, bizden iyi futbolcu, bizden iyi devlet adamı, bizden iyi bilimadamı, bizden iyi müzisyen, bizden iyi insan çıkmaz. Bizler onların yaptığı hiçbir şeyi yapamayız. Çünkü doğuştan beceriksiz ve yeteneksisizdir. Onlar yapar biz yeriz yeriz yeriz...

Zamanın birinde Küçük bir çocuk vardı, çok yetenekli ve çalşkandı, hırslıydı da aynı zamanda, bu çocuğu gören bazı hamam böcekleri evet işte bu diyordu, Elvis nasıl olsa bir gün diğer tarafa yelken açacak O'nun yelkenlerini diğer aleme çevirdiğimizde yeni yelkenlere ihtiyacımız olacak hmmmm işte bu...aradığımız bu. İyi de bir şovmen aynı zamanda. Biz istedik bir göz Allah verdi iki göz.
Günler, aylar gelip geçti küçük çocuk büyüdü büyüdü tahminler boşa çıkmadı gerçekten efsane olacaktı bu velet, işte tüketim ve uyutma dünyasının yeni starı ooooooo bunun yanında Elvis kaç para... gelsin yeni dolarlar...Hoş geldin zavallılar kervanına genç adam başına geleceklerin hiçbirinden haberin yok ama merak etme diğerlerinin başına gelen her şey fazlasıyla senin de başına gelecek.
Her şeyden memnun olduğumuz, ödüllere doymadığımız bir dönemimiz var tabi bakalım bu dönemde neler yapmışız
Dünyanın en büyük turnelerinden biri düzenlenmiş kendisi için, arkasından bir tane daha...İşin aslı nedir biliyor musunuz, Bu zavallı dünyanın her bir köşesini santim santim dolaşıp gönülleri fethederken biz gönülleri fetholanlar ağzımızı açıp kafamızı şöyle sahneyi görebileceğimiz kadar yukarı dikerek bir takım hareketler yapan ve çılgınca müziğin ritmine kendini kaptırmış bu adamı izlerken, görüş mesafemizin altında kalan bir yerler işgal ediliyor insanlar öldürülüyor bizde buna ritmle karşılık veriyorduk. Diğer başka gerçeklerle ilgilenmeyerek yapıyorduk bunu tek gerçek bizim içim Michael'dı Michael'dı

Belirli ve bilinçli bir program dahilinde gerçekleştirilen bütün bu olaylar sadece Michael'a verilmiş bir görev değildir. Bu, çarkın dişleri olmakla görevlendirilen her sanatçı için geçerlidir.

Müzik sadece bizim için Müzik, onlar için böyle değil, bunları farkettiğim ve hepsinden iğrendiğim bir dönemim olmuştu ve ben o dönemde bırakın müzik dinlemeyi Michael Jackson hakkında tek bir kelime dahi duymaya tahammül edemiyordum

Taa ki Michael Jackson, Thay Don't Realy Care About Us'u dünyaya kusana kadar...

Benim için o saatten sonra Another Pat Of Me ile uyuyan ve bizlerin uyumasına da sebep olan güzel, uyanmış, manevi kandırmacada üstlendiği Megastar rolünü bir kenera elinin tersi ile itmiş, BANA, SANA, HERKESE olan zararını telafi etmeye and içmiştir. Ne diyeyim Allah yardımcısı olsun.
Meleğim zamanında onlar tarafından çoook kandırıldı eee ne de olsa şöhretin ve paranın kokusu güzeldir. Uzun zamandır da ellerinden kurtulmaya çalışıyor. bazı kimselerin yıllarca bildiği ve diğer insanlara bir türlü kabul ettiremediği gerçekleri, 25 Haziran itibari ile kendi üslubu ile çok güzel anlatıyor, her şey adım adım ve usulca, sindire sindire beyinlere nüfuz ediliyor meleğim tarafından (görünen o, işin aslını hala çözemedik ya neyse)"



Teşekkürler...

Evet, Michael satırlardır bahsettiğimiz çarka bir dönem girdi ya da girmedi bilemiyoruz ama emin olduğumuz bir şey varsa o da; bir süredir bu çarkın dişlerini sökmeye, kırmaya çalıştığıdır.

Buradan başka bir konuya geçelim, aslında başka bir konu değil, netice de her şey birbiri ile ilintili...

Bugün Dr. Murray'ın infazını isteyenler, katil ilan edenler hangi noktada yanılgıya düştüklerini hiç düşündüler mi? Bugün Dr. Murray'ı katil ilan etmek bir zamanlar Michael'ı çocuk tacizcisi ilan etmekten farklı mı, hayır değil... Pekala bu dava sürecinin bu kadar uzaması acaba hepimiz için bir çeşit ders olabilir mi? Michael, yargılamadan önce araştırmayı ve anlamayı öğretiyor olabilir mi? Katil olduğu bu kadar ortada olan bir adamın hala ceza almamasından ne gibi bir sonuç çıkarabiliriz? Kanun, katil olduğunu söylemediği, buna hüküm vermediği sürece katil ilan etme hakkına sahipmiyiz? Kanun Michael'ı taciz davasından suçsuz bulana kadar Michael'ı suçlu ilan etmeye kimin hakkı vardı!!!

Ve bir ek ayrıntı; kısa süre önce Dr. Murray'ın kullanıdığı masonik yaka iğnesini hatırlayın, Dr. Murray tüm bu olanların arka planındakilere dikkat çekmedi mi sizce de? Dr. Murray gerçekten onların maşası olsaydı bu yaka iğnesini ele güne gösterir miydi dersiniz? Yoksa doktor büyük bir cesaret örneği gösterip, Michael'ı kaçmaya mecbur edenlere dikkat çekmiş olmasın!!!

Bu arada TMZ'nin bu hoaxdeath oyununda işbirlikçi olduğunu artık hepimiz biliyoruz. TMZ.com'un medyaya haber satış merkezi olduğuna tamamiyle kanaat getirdik değil mi? TMZ'yi dikkatle takip edenler bu haberlerin son derece kontrollü olduğunu da farkedeceklerdir.

Tekrar Dr. Murray'a dönersek; Murray'a 8 Şubat'ta kasıtsızca ölüme sebebiyet vermekten suçlandığı, yargısının 5 Nisan'da yapılacağı bildirildi ve akabinde doktor aylardır el sürmediği twiter hesabına kısa bir not geçti;

Dr. Murray dedi ki;

Please consider that I too am a father, do not judge or condemn me until you have walked in my shoes. Please pray for my family...

Yani;

Lütfen benim de bir baba oldugumu göz önünde bulundurun, benim ayakkabılarımla yürümeden beni yargılayıp kınayamyın.. lütfen ailem için dua edin...

Pekala aynı noktaya geri dönüyorum ve yeniden soruyorum; Murray'ı katil ilan edip katlini isteyenler önce Dr. Murray'ın ayakkabılarıyla yürümeyi denediler mi? Ya da Michael'ı tacizci ilan edip, yok etmek isteyenler önce Michael'ın ayakkabılarıyla yürümeyi denemişler miydi? Acaba bu dava sürecinin bu kadar saçma bir şekilde uzaması Michael'ın, insanları yargılamadan önce gerçekleri araştırmamızı istemesiyle ilgili olabilir mi? Michael bir şeyleri öğretiyor olabilir mi? TMZ'nin garip bir şekilde Dr. Murray'ın twiter hesabındaki mesajını haber yapması Murray'ın sözlerine yani aslında Michael'ın mesajına dikkat çekmek için olabilir mi?

Pekala Dr. Conrad Murray isminin nereden geldiği ile ilgili ilginç bir teori daha, başka bir believerın, esaslı bir believerın keşfi ile;

Bu filmi izlemiş miydiniz...
The Court of Last Resort isimli seri filmin Conrad Murray'lı bölümü için tıkla...

TII'deki Gilda'lı Smooth Criminal harikasından sonra, 1957 yapımı "The Court of Last Resort" isimli bu dizi film ve baş karakterinin Conrad Murray olduğu bölüm çok ilgi çekici görünmüyor mu?

Michael Jackson'ın sinema külliyatının erişilmez olduğunu hep söyledim, bunun için zaman zaman alayada alındım ama bunu söylemeye devam edeceğim...

Ölüm Kaçışı!



Bir believer, neden escape değil de xscape demişti ve sonra devam etmişti; "X yani ölüm, bu bir ölüm kaçışı olmalı!"

Michael'ı tanıyanlar bilir ki onun her sözünün altında bir anlam vardır ve 8 aydır dünya pek farkında olmasa da Michael bir believer ordusu kuruyor. Believerlar dünyanın dört bir yanından birbirleri ile iletişim halindeler. Bu, tarihin gördüğü en büyük oluşumlarından biri ve yine tarihin gördüğü en büyük özgürlük yürüyüşü olacak!!!

Türkçe alt yazı ile Xscape, keyifli seyirler...

Michael'ın Yönetmenlik Becerisi...



Biz mi şanslıydık, yeni nesil mi şanslı? Hatırlıyorum da Michael'ın saçının bir telini görmek demek mucizeyle eşdeğerdeydi. Şimdi ise her şey ne kadar kolay. Al bir DVD kamera arkası görüntülerini izle. Neyi merak ediyorsan ulaşmak saniye sürmüyor artık…

Ne yapalım, biz böyle kolay ulaşmadık hiç bir şeye, ama şu da bilinsin ki; Michael Jackson bir kuşağın iliklerine kadar işledi. Bu kabullenemeyiş bu yüzden belki de...

Jam’ın yönetmenliğini bizzat Michael yapmış. Jam’i belki de bu yüzden bu kadar çok seviyorum. Özellikle açılış sahnelerini eşsiz bulurum. Kameranın hızlı yolcuğu, minibüsün altından geçiş anı müthiştir. Michael Jackson’ın sinema sevgisi ve merakı da takip etmeye değerdir tabi ve bu işte de ne kadar başarılı olduğunu gösterdi. 8 aydır çektiği This Is It başlıklı hoaxdeath filminden belli değil mi zaten? Aylara yayılan, milyonlarca oyuncusu ve izleyicisi olan bir korku, gerilim filminden bahsediyorum. Eh, son zamanlarda da kara mizaha dönüşmeye başladı artık. Anlayan anladı değil mi???

Neyse hadi Jam izleyelim. Zaten ayarsızdık hepten ayarsız enerji olalım...

Bu da meali;

Ulustan ulusa tüm dünya bir araya gelmeli
Gördüğümüz sorunlarla yüzleşmeli
O zaman bir biçimde halledebiliriz belki

Komşuma sordum bir iyilik için
Bana sonra gel dedi
Neler oldu bütün insanlara?
Sevgiyi kayıp mı ettik?
Neye benzediğini
İç huzurumu bulmalıyım,
Çünkü anlaşılan kimse müsaade etmeyecek

Sahte kâhinler kötü kaderden şikâyetçi
Olasılıklar ne?
Kardeşime dedim ki;
Sorunlar olacak
Korku zamanları ve gözyaşları
Yaşamalıyız her bir günü
Son günmüş gibi

Ha gayret!
Bastır… (ısrar et)
Çok bir şey değil
Çok değil
Çok bir şey değil benim için
Bastır…
Çok bir şey değil
Olur
Yapmaz mısın?
Çok bir şey değil benim için

Dünya değişip duruyor
Zihinler yeniden düzenleniyor
Ve fikirler
Kıyamet kehanetleri uçuşuyor
Doğum patlaması
Erişkin yaşa geldi
Halledeceğiz

Kardeşlerime dedim ki;
Rica etmeyin benden iyilik falan
Ben koşullandırıldım sistem tarafından
Konuşmayın benimle
Bağırıp çağırmayın

Tanrıya dua ediyor, Buddha’ya
Sonra söylüyor bir Talmud şarkısı
Kafa karışıklıkları çelişkide
Kendi içlerinde
Ayrıt edebiliyor muyuz doğruyu yanlıştan?
Tek istediğim beni tanımanız
Tapınaktayken beni incitemezseniz
Ben huzurumu buldum kendi içimde

Ha gayret!
Bastır…
Çok bir şey değil
Çok değil
Çok şey değil benim için
Bastır…
Çok bir şey değil
Olur
Yapamaz mısın?
Çok bir şey değil benim için
Bastır…

Michael işte, en eğlenceli işlerinde bile söyleyeceğini söylüyor...
Ve aslında Jam ne çok şey anlatıyor, ama sadece Michael’ı bilenler anlıyor…

BAD Anıları

BAD albümü çıktığında ilkokul 5. sınıftaydım sanırım. Albümü o yaz mı almıştım yoksa bir sonraki yaz mı hatırlayamıyorum ama bir yaz tatiliydi. Döşeğime uzanmış, gözlerimi de tavana dikmiş, uyduruk kasetçalarımda dinler dururdum. O zamanlar nerde şimdiki gibi you tube’lar, DVD’ler… VCD bile yoktu ya da vardı da benim haberim yoktu. Televizyonda çıkacak da 3-4 dakika izleyeceğiz. Sezen Cumhur Önal’ın hakkı ödenmez işte bu noktada. BAD’in tamamını bile yıllar yıllar sonra izleyebildim…

Smooth Criminal fırtına gibi esti (hala daha da esiyor gerçi). Lean’ı gördüğümde verdiğim tepki moonwalk’ı ilk gördüğümde verdiğim tepki ile aynıydı; “vaaay Michael’a bak…”

Lean hareketini yıllar boyu kamera hilesi sandık. Esaslı bilgiye ulaşmak ne mümkün o zamanlarda. Ama sonra gördük ki meğer kamera hilesi değilmiş, gördük ki Michael sahnede de lean yapıyor hem de gayet rahat. Vay anasını ya…

Lean hareketi öyle bir esmiş ki o zamandan bu zamana; 70’ine merdiven dayamış babacım bile Smooth Criminal’ı duyunca “bu eğildiği şarkı dimi” dedi. Babamı da ikna ettim sonunda ölmediğine ve asla ölemeyeceğine… Michael Jackson yahu, ölür mü? Hem de böyle pisi pisine… Kaçın kurası o, gelir mi böyle oyuna? Cümle âlemi şaşırttı yıllar boyu ve şaşırtmaya devam ediyor, daha da çoooook şaşırtacak…

Neyse, Michael demiş ki;

"Sahneye çıktığım an... sanki bir büyü bir yerlerden aniden gelir ve ruhu size çarpar ve tamamıyle kontrolünüzü kaybedersiniz"

"Sahnede tamamıyle evimdeyim. Orası yaşadığım yerdir. Orası doğduğum yerdir. Orası güvende olduğum yerdir."

"Kalabalıktan korkarım, sahnedeysem güvende hissederim. Mümkün olsaydı, sahnede uyurdum. Ciddiyim."


Michael’ı dinlemekten daha güzel bir şey varsa o da izlemektir. Nerede mi, tabiî ki sahnede yani güvende hissettiği yerde…

Black Or White'ı Okumak



Bu yazı çok ama çok sitemkâr duygularla kaleme alınmış bir yazıdır. Kimlere karşı mı, Michael’lı yıllar boyu anlamayanlara karşı, her daim yere çalmak için özel çaba sarf edenlere karşı, yere çalmaya çalışanların tuzaklarına düşenlere karşı. Kaçırttınız işte adamı sonunda. Ne geçti elinize?

Michael’ın sanat külliyatını göremeyip, sanatından başka her şeyini diline pelesenk edenlere bu yazı. Hâlbuki Michael Jackson’ın her eseri muazzam okumalar barındırır. Sunduğu görsel şölenlerin arkasındakiler nasıl fark edilemez? Ama yanlış anlamak hep daha kolaydır değil mi?

Neyse, bu kadar sitem yeter. Black Or White incelemesi yapalım bakalım biraz… Her sahnesi başka bir tarihsel döneme açılan bu eseri anlamak insan olmakla eşdeğerde. Kişisel fikrim diyerek nezaket de göstermeyeceğim. Gayet de iddialıyım. Neden, çünkü Michael Jackson’ın müthiş kişiselliği ile harmanlanıp müthiş derecede evrenselleşen bir eser bu.

Michael köklerini hiçbir zaman reddetmedi, ona siyahı da Tanrı verdi, beyazı da... Ve Michael bunun hep farkındaydı. Bu yüzdendir ki Siyah ya da Beyaz turuna Afrika yerlileriyle başladı. Oradan Uzak Doğu’ya misafir oldu. Kovboylar tarafından etrafı sarılmış kızıl derililerden, Hindulara, Kazaklara kadar ulaştı. Israrla renklerin, ırkların önemsizliğine vurgu yapmaya devam etti. Müzik, neşe ve ritim devam ederken Michael yaratıcılığı ile yine şaşırttı, yine şaşırttı. Irklar arası geçişlerin olduğu meşhur “morphing” kısmından bahsediyorum. Bir dakika bile sürmeyen ancak hazırlanması haftalar süren bölümde değişik renkte ve ırkta simalar gözlerimizin önünden aktı. Ne kadar şaşırtıcı ve ne kadar inceliklidir morphing bölümü aslında. Michael işte, sonsuz bir çabayla insanlık âlemini bir araya getirip herkesi her zaman böyle mutlu ve kötülükten uzak kalmaya çağırdı. Ama asıl infial, bitti sandığımız anda başlar. Aniden bir kara panter çıkagelir. Aman Tanrım, panter Michael’a dönüşür. Az önce bizi neşeye boğan, mutluluğa ve barışa davet eden adama ne oldu? Ben söyleyeyim ne olduğunu; evet, neşe, mutluluk, barış ve sevgi her anımızın başköşesinde olmalı ancak bir de yaşanmışlıklar ve lanetlenmesi gerekenler var. İşte bu andan itibaren Michael bu insanlık ayıplarını tek tek tekmelemeye başlar.

Michael’ın sessizliği bozan ve tek başına dans ettiği 4,5 dakikalık final şölenini anlayabilen, doğru okuyabilen pek olmadı o dönem. Çok ayıp! Maalesef şiddet, cinsellik ve ırkçılık gibi öğelere gönderme yaptığı gerekçesiyle bu bölüm eleştirildi. Aslında dünyanın tüm cevherlerinden daha değerli bir bölümdür. Evet, göndermedir ama onaylayan değil lanetleyen bir göndermedir. Belki de anlayabilmek için Kara Panterler’i biraz araştırmak lazımdır.

Araştıralım bakalım…
Günümüze çok da uzak olmayan bir zamanda rengi daha koyu olan insanlar zorla yurtlarından çalınıp yenidünyaya getirilirler. Köle niyetine kullanılan siyah tenli insanlar yüz yıllarca süren yaptırıma maruz kalırlar. Ancak 1800’lü yıllarda pek organize olamasalar bile bu eziyete küçük çaplı tepkiler göstermeye başlarlar. Bu dağınık hareketlilik 1900’lerin ortalarına kadar sürer. 1955 itibari ile Amerika’daki siyahlar bu dağınıklıktan kurtulmaya, organize olmaya başlarlar. Siyah bir kadına otobüste beyazlar tarafından yapılan sözlü saldırı sonrasında siyahlar otobüsleri boykotlar. Siyahlar ilk defa örgütlü olarak hareket etmeye başlamışlardır. Siyahlara uygulanan şiddet, toplum içindeki gerginliği ateşe verir. Olaylar tüm hızıyla devam ederken ve siyahlar her gün daha sistemli bir şekilde örgütlenirken 1970’lere yaklaştığımızda Kara Panterler Partisi kurulur. Siyahlar artık tamamen örgütlenmiş gibidirler. Seslerini duyurabilecekleri bir oluşumları vardır. Sonrasında her ne kadar tam olarak hayata geçirilmese de siyahlara yazılı olarak insan olma hakları beyazlar tarafından tanınır. Kara panterler varlıklarını onaylatmışlardır artık...

Michael Jackson ise Black Or White’ın final şöleninde cinselliğe ve ırkçılığa göndermeler yapıyormuş… Peh! Böyle bir çelişki mümkün olabilir mi? Kara Panterler, Michael Jackson ile yeniden vücut buluyor ve tam tersine ırk ayrımcılığını ve şiddeti lanetliyordu. Şiddetçilerin şiddetini yok etme çabasından başka bir şey değildi. Siyah ya da beyaz, sarı ya da kızıl tüm insanların insan olduğunu, eşit olduğunu vurguluyordu...

Sinemasal olarak da müthiş olan bölüm aynı zamanda müthiş figürlerle birleşiyor, ses efektleri ve ritim sessizliği delip geçiyordu. Michael önce üzerinde Gamalı Haç olan camı patlatıyor, insanlık tarihinin en büyük ayıplarından birini en utanç verici olanını lanetliyordu. Hemen sonrasında “Nigger Go Home” yazılı camı parçalıyordu. Evlerinden çalınan ve zor ile getirildikleri topraklardan kovulan siyahlara karşı yapılmış bu çirkin tutumu lanetliyordu. Hiçbir söz, hiçbir kelime bu kadar etkili olamazdı. İsyanı büyüyen Michael, “KKK Rules” yazan kapıya, neredeyse ırkçılığın sembolüne dönüşmüş Ku Klux Klan örgütüne yöneliyordu. Önce barışa ve sevgiye çağrı yapan Michael Jackson hemen ardından insanoğlunun ayıplarını bu dünyadan silmeye herkesi davet ediyordu. Maalesef bu güzel anlatım, döneminde yanlış anlaşıldı, yanlış yorumlandı ve yasaklandı. Bölümü video klipten kaldıran Michael Jackson eseri için herkesten özür diledi ve her zamanki gibi üzüntüsünü sineye çekti.

Black Or White son derece özenli hazırlanmış son derece önemli bir çalışma. Bugüne kadar yapılmış, yazılmış tüm çalışmalardan daha önemli çünkü dakikalarla sınırlı olmasına karşın içinde yüzyılları barındırıyor. Michael Jackson’ı anlamak gayret ister, Michael Jackson’ı sevmek ona inanmayı gerektirir. Michael Jackson sadece dans ve müzik demek değildir. Anlamaya, tanımaya çalışın, tanıdıkça daha çok seveceksiniz…

Ghosts Bir Öngürü müydü?

Kişisel olarak en sevdiğim MJ eseridir diyebilirim. Hiç birini bir diğerinden ayıramasam da Ghosts'u diğerlerinden daha bir özel, daha bir kişisel bulurum...

Michael, tek başına ve hayaletlerle yaşayan bir karakter olarak çıkar karşımıza hatta bir de çocukları korkuttuğu rivayeti vardır. Kasabanın ileri gelenlerinden Mayor (belediye başakanı) bir gün çocukları, ebeveynleri, kasaba sakinlerini toplar ve küçük düşürmek için, aşağılamak için Michael'ın muhteşem şatosunun kapısına dayanır...

Belediye başkanının sürekli ucube kelimesini kullanarak, çocukları öne sürerek sarfettiği kışkırtıcı sözler karşısında Michael'ın sukunetini koruması, biraz da dalgacı karşılıklar vermesi seyir zevkini zirveye taşır. Eğlenceli başlayan ağız dalaşı kısa süre sonra belediye başlanının küstahlığı ile devam eder. Michael'a da fazla seçenek kalmayacaktır. Belediye başkanı korkunç bir deneyimi çoktan haketmiştir. Belediye başkanını bu noktada medya ve Michael hakkında sürekli salya saçarak konuşanlarla özdeşleştirmek hiç de zor değil. Michael da zaten film boyunca bu kötücül karakterle münakaşa halinde olacaktır. Ön yargıya gark olmuş, biraz da kendini ezik hisseden ve hatta kendini kasaba sakinlerine kanıtlamaya çalışan belediye başkanı korkudan aklını kaçıracak noktaya gelirken çocuklar ve diğer yetişkinler ön yargıları kırıp eğlenmeye ve sempati duymaya başlar. Eh, Michael hayaletlerle yaşayan, adı kötüye çıkmış biridir ama yakından görüp, tanıyınca hiç de rivayet edildiği gibi biri olmadığı gözlerden kaçmaz.

Michael'ın müthiş şovu biterken Michael ilk defa sevenlerinin kalbine bir ateş düşürür. Michael ilk defa yok olur, yitip gider. Ziyaretçilerini ağırlar, eğlendirir ve kendini sert zemine bırakıverir. Porselen bir bebek gibi dökülür, toz olur ve rüzgara karışır. Hatırlıyorum da Ghosts'un izleyici ile buluştuğu o günlerde bir çok kişi (özellikle sevmeyenler) kendi ölümünü resmettiğini, aynen böyle dökülerek öleceğini dile getirmişti. Benim içinse sinema sanatının en unutulmaz sahnelerinden biriydi ve itiraf edeyim ki o anda müthiş bir burukluk hissetmiştim. İlk defa Michael gözlerimin önünde yitip gitmişti. Filmdeki belediye başkanının kazandığı zafer inanılacak gibi değildi. Amaaaaa Michael herkesi kandırmıştı, ani bir manevra ile hellooo diyivermiş, belediye başkanına (medya ve Michael'ı yıpratan herkese) aklının ucundan geçmeyen bir sürpriz yapmıştı. Evet, Michael geri döndü, kötücül karekter neye uğradığını şaşırdı ve o korkuyla sonsuza dek sustu. Michael geri döndü çünkü zaten hiç gitmemişti...

Benim için Ghosts çok özeldir ama 25 Haziran'dan beri daha da özel olmaya başladı. Michael, Ghosts'u yaparken belki bugünleri planlamamıştı (belki de planlamıştı, herşey Invincible ile mi başladı demiştim ama belki de Ghosts'la başladı, Invincible albümündeki şarkıların sözlerini sıralayınca hoaxdeath'in ip uçlarını yakalamak da mümkün zaten lakin şimdi anlaşılabiliniyor ancak) ama Ghosts hiç değilse Michael'ın bilinç altından taşıyordu ve bugün baktığımda emin olduğum tek şey ise Ghosts bir öngörüydü...